Yolculuk Neden İçeridendir?
Bazı yolculuklar vardır; insan onları dışarıda başladığını sanır.
Bir şehir değiştirir, bir eğitime katılır, bir kitap okur, yeni bir karar alır, hayatında yeni bir sayfa açtığını düşünür. Bazen gerçekten de dışarıda bir şey değişmiştir. Mekân değişmiştir. İnsanlar değişmiştir. Alışkanlıklar, ilişkiler, koşullar, beklentiler değişmiştir.
Ama bir süre sonra fark ederiz ki, insan nereye giderse gitsin, kendini de yanında götürür.
Aynı korkular başka bir sahnede belirir. Aynı kırgınlık başka bir ilişkide konuşur. Aynı savunma başka bir cümlede kendini gösterir. Aynı beklenti, aynı kaçış, aynı suskunluk, aynı öfke, aynı yorgunluk farklı kıyafetlerle yeniden karşımıza çıkar.
İşte bu yüzden asıl yolculuk içeridendir.
Çünkü insanın en uzun yolu, bulunduğu yerden başka bir yere gitmesi değil; kendine biraz daha dürüst, biraz daha yumuşak, biraz daha uyanık bakabilmesidir.
Dışarıda Aradığımız Şey Bazen İçeride Saklıdır
İnsan çoğu zaman huzuru dışarıda arar.
Daha iyi şartlarda, daha doğru insanlarda, daha uygun zamanda, daha anlaşılır bir dünyada, daha güvenli ilişkilerde, daha az yorucu sorumluluklarda…
Bunların hiçbiri önemsiz değildir. İnsan elbette iyi koşullara, güvenli ilişkilere, destekleyici çevrelere ihtiyaç duyar. Fakat yalnızca dışarıyı değiştirmek, içeride olup biteni görmeye yetmez.
Çünkü huzursuzluğun bir kısmı şartlardan gelirken, bir kısmı da o şartları içimizde nasıl taşıdığımızla ilgilidir.
Birinin sözü bizi sadece o söz yüzünden incitmez; o söz içimizde eski bir yere değdiği için de incitir. Bir olay bizi sadece bugün yaşandığı için sarsmaz; daha önce fark edilmemiş bir korkuyu uyandırdığı için de sarsar. Bir ilişki bizi sadece karşımızdaki insan yüzünden zorlamaz; bizim sevilme, görülme, korunma, değerli hissetme ya da kontrolü kaybetmeme ihtiyacımızla da temas eder.
Bu yüzden içsel yolculuk, dış dünyayı reddetmek değildir.
Tam tersine, dışarıda yaşadığımız şeylerin içeride hangi kapıları açtığını fark etmektir.
İçerideki Yol Haritası
İnsan çoğu zaman kendini davranışlarıyla tanır.
“Ben çabuk kırılırım.”
“Ben kolay güvenemem.”
“Ben kontrolü bırakmakta zorlanırım.”
“Ben kimseyi üzmemeye çalışırım.”
“Ben başarısız görünmek istemem.”
“Ben kendimi anlatmakta zorlanırım.”
“Ben hep güçlü durmaya çalışırım.”
“Ben çatışma çıkmasın diye susarım.”
Bunlar davranış cümleleridir. Fakat içsel yolculuk, davranışın biraz daha altına inmeyi ister.
Çünkü her davranışın altında bir korunma biçimi olabilir. Her korunma biçiminin altında bir hassasiyet. Her hassasiyetin altında da çoğu zaman görünmeyi, duyulmayı, anlaşılmayı bekleyen bir çekirdek acı bulunur.
Platanus’un içsel yolculuk dilinde önemli olan, insanı bu davranışlarla etiketlemek değildir. “Sen böylesin” demek değildir. Daha çok şu soruya alan açmaktır:
Bu davranış beni neye karşı koruyor olabilir?
Çünkü insan bazen öfkesinin altında kırılganlığını saklar.
Bazen yardımseverliğinin altında sevilme ihtiyacını gizler.
Bazen başarısının altında değersizlik korkusunu taşır.
Bazen suskunluğunun altında bağını kaybetme endişesi vardır.
Bazen bilgisinin arkasında temasa geçme korkusu bekler.
Bazen neşesinin içinde acıyla kalamama telaşı saklıdır.
Yolculuk içeridendir; çünkü dönüşüm, davranışı zorla değiştirmekle değil, davranışın neden gerekli hale geldiğini anlamakla başlar.
Kendini Hatırlamak Bir Varış Değil, Bir Uyanıştır
İçsel yolculuk denildiğinde bazen akla uzak, büyük, erişilmesi zor bir hedef gelir. Sanki insan bir gün tamamen dönüşecek, bütün yaralarını aşacak, artık hiç zorlanmayacak, hiç savunmaya geçmeyecek, hiç kırılmayacakmış gibi…
Oysa kendini hatırlamak böyle bir varış noktası değildir.
Kendini hatırlamak, insanın kendisine biraz daha yakından tanıklık edebilmesidir.
Bir anda öfkelendiğinde, öfkenin içinde kaybolmadan onu fark edebilmek…
Susmak üzereyken, içindeki geri çekilme hareketini duyabilmek…
Kendini ispat etmeye çalışırken, aslında değerli hissetmek istediğini sezebilmek…
Herkese yetişmeye çalışırken, kendi ihtiyacını unuttuğunu görebilmek…
Her şeyi kontrol etmeye çalışırken, belirsizlikten ne kadar korktuğunu anlayabilmek…
Bunlar küçük gibi görünür. Fakat içsel yolculuk çoğu zaman bu küçük fark edişlerle başlar.
Çünkü insan otomatik yaşarken kendini davranış sanır.
Fark etmeye başladığında ise davranışın ardındaki sesi duymaya başlar.
O ses bazen yorgundur.
Bazen korkmuştur.
Bazen incinmiştir.
Bazen çok uzun zamandır görülmemiştir.
Bazen de sadece şunu söylemek ister:
“Ben buradayım.”
Dış Yolculuk İç Yolculuğa Hizmet Ettiğinde Anlam Kazanır
Elbette insan kitaplardan, eğitimlerden, sohbetlerden, ilişkilerden, topluluklardan, deneyimlerden beslenir. Hiçbir yolculuk tamamen yalnız ilerlemek zorunda değildir. Hatta çoğu zaman insan, kendini ancak güvenli bir tanıklık alanında daha berrak görür.
Fakat dışarıdaki her destek, içeride bir karşılık bulduğunda dönüştürücü olur.
Bir kitap, yalnızca okunmuş olduğu için değil; içimizde bir cümleyi uyandırdığı için anlamlıdır.
Bir eğitim, yalnızca bilgi verdiği için değil; kendimize bakışımızı yumuşattığı için değerlidir.
Bir çember, yalnızca insanları bir araya getirdiği için değil; insanın kendi sesini daha dürüst duymasına alan açtığı için kıymetlidir.
Bir ilişki, yalnızca yakınlık sunduğu için değil; bizdeki tekrar eden sahneleri görünür kıldığı için öğreticidir.
Dışarıdaki yol işaretleri önemlidir. Ama o işaretleri okuyacak olan yer içeridedir.
Bu yüzden Platanus’ta yolculuk, dışarıdan bir kimlik edinme değil; içeride zaten var olan özü hatırlama davetidir.
İçeride Başlayan Şey Dışarıya da Yansır
İçsel yolculuk, insanı dünyadan koparmaz. Tam tersine, dünyayla daha sahici bir bağ kurmasına yardım eder.
İnsan kendi korkusunu gördükçe, başkasının korkusuna daha az sertleşir.
Kendi ihtiyacını duydukça, başkasının ihtiyacını daha az yük gibi algılar.
Kendi savunmasını fark ettikçe, başkasının savunmasını sadece saldırı olarak okumaz.
Kendi kırılganlığıyla temas ettikçe, güçlü görünme zorunluluğu biraz gevşer.
Kendi sesini duydukça, başkasının sesini bastırmadan var olabilir.
İçeride olan şey dışarıya taşar.
Daha yumuşak bir bakış olur.
Daha sahici bir ilişki olur.
Daha dürüst bir seçim olur.
Daha sade bir hayat olur.
Daha az otomatik, daha çok uyanık bir varoluş olur.
Yolculuğun içeriden olması, onun yalnızca içimizde kalacağı anlamına gelmez. Aksine, insan içeride kendine yaklaştıkça dışarıda da daha sahici yaşamaya başlar.
Çünkü En Derin Davet Kendine Dönmektir
Hayat bazen bizi dışarıdan çağırır gibi görünür.
Bir olayla, bir kayıpla, bir soruyla, bir karşılaşmayla, bir sıkışmayla, bir yorgunlukla…
Ama belki de bütün bu çağrıların altında daha sessiz bir davet vardır:
Kendine dön.
Kendini yargılamak için değil.
Kendini düzeltmek için değil.
Kendini bir kalıba sokmak için değil.
Kendini hatırlamak için.
Çünkü insanın içinde, bütün savunmalarından önce gelen daha derin bir yer vardır. Orası gürültülü değildir. Kendini kanıtlamaya çalışmaz. Acele etmez. Bağırmaz. Yarışmaz. Sadece bekler.
Bazen bir cümlede.
Bazen bir susuşta.
Bazen bir kırılmada.
Bazen bir fark edişte.
Bazen bir bırakışta.
Bazen de sessizce tanık olduğumuz bir anda kendini duyurur.
Yolculuk içeridendir; çünkü insanın aradığı şey çoğu zaman yeni bir yerde değil, kendi içinde unutulmuş bir temasın eşiğindedir.
Ve belki de yolculuk dediğimiz şey, en sonunda başka biri olmak değil; kendimizden uzaklaştığımız yerlerden usulca geri dönmektir.

Sevdim